Türkiye Cumhuriyeti'nin 1930’ların başında Milletler Cemiyeti’ne üyelik başvurusunu değerlendiren Dışişleri Bakanlığı uzmanları, ülkenin dış politikada ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesini esas aldığını ve bu üyeliğin sadece barışa katkı amacı taşıdığını belirtmiştir. Buna rağmen, o dönemde bazı çevreler bu üyeliği Türkiye’nin Batı ittifakına tam entegrasyonu ve askeri avantaj sağlama çabası olarak yorumlamışlardır. Trabzon’da yaşayan 8. sınıf öğrencisi Elif, ders kitabında bu konuyu okurken şu soruyu sormuştur: Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üye olma kararını, ‘kısa vadeli askeri çıkar’ değil de ‘uzun vadeli diplomatik barış’ hedefi olarak değerlendiren bir öğrencinin, aşağıdaki eylemlerden hangisini yapması en tutarlı olur?
A)Cemiyet’e üyeliğin hemen ardından Balkan Antantı’nı imzalayarak askeri bloklaşmayı derinleştirmek
B)Cemiyet’in silahsızlanma konferanslarına ve arabuluculuk girişimlerine aktif destek vermek
C)Üyeliğin sembolik olduğunu savunarak, fiilen İngiltere ile gizli bir askeri anlaşma yapmak
D)Cemiyet’ten ayrılan İtalya ve Almanya ile yakın ilişkiler kurarak alternatif bir güç dengesi oluşturmak