Toprağın Sesi
Her sabah penceresinden karşıki tepeye bakar, ağaçların dallarında yeni bir hareket olup olmadığını seyrederdi Ela. Ama o sabah farklı bir şey gördü. Tepenin eteğinde, her zamanki yeşilin yerini geniş, kahverengi bir yara almıştı. İnsanlar buna “hafriyat” diyordu. Ela’nın dedesi, toprağın da bir canlı gibi nefes aldığını, ona saygı duyulması gerektiğini anlatırdı. Dedesi; “İnsan, toprağın derisini yüzer, daha sonra o yara gün gelir evinin bahçesinden fışkırır,” derdi. Ela, bu sözleri ilk duyduğunda anlamamıştı. Şimdi ise tepenin yüzünün soyulduğunu gördükçe içinde bir sıkıntı büyüyordu. Bir ay sonra tepenin dibindeki mahallede, yağmur suları yüzünden küçük çaplı bir sel oldu. Belediye ekipleri kanalların yetersiz kaldığını söyledi. Oysa Ela’nın dedesi, hafriyatın toprağın suyu emme yeteneğini yok ettiğini ve bunun er geç bir bedeli olacağını çok önceden söylemişti. Ela, dedesinin sözlerini boş bir uyarı değil, geleceği okuyan bir fısıltı gibi hissetti. Artık o da bir fısıltı olmak istiyordu.
Bu metinde Ela’nın “bir fısıltı olmak istemesi” ne anlama gelmektedir?
A)Dedesinin söylediği sözleri herkese duyurarak doğa bilincini yaymak istemesi
B)Tepeye verilen zararı unutturmamak için sürekli orada nöbet tutmak istemesi
C)Mahalledeki sel felaketini unutup hayatına sessiz sedasız devam etme isteği
D)Belediye ekiplerinin çalışmalarını alkışlayarak onlara destek olmak istemesi